31 Aralık 2008 Çarşamba

Soliter



Nette zaman öldürürken, çok sıkıldığımda imdadıma yetişen bu oyun; bu günlerde resmen bağımlılık haline dönüştü.öyle bir hal aldıki; oyuna başladığıma kendi kendime kurallar koyuyorum, açana kadar yeriden kalkmıyorsun ! öyle anlar yaşıyorum ki resmen soliTER basıyor :) çunki ha dediğinde açılan bir oyun değil bazen 6 7 kez kağıt dağıtmak zorunda kalıyorum.oyun tıkanıyor.hal böyle olunca tuvalete bile kalkamıyorum.kural kuraldır çunki.kıvrana kıvrana falmı açılır kardeşim, nedir yani bas X'e çık git . bu kadar basit değil mi ? değil işte. ''fal açmak ölüm kalım mücadelesi değildir daha da önemli bir şeydir.'' ha bu arada varsa daha iyisini yapabilen : ''kapışırız!''' 66 saniye uyandırıyım.

Çok güzel hareketler bunlar #2

23 Aralık 2008 Salı

22 Aralık 2008 Pazartesi

Günün anlam ve önemi

Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil.

Fuzuli

19 Aralık 2008 Cuma

Cesur Yürek

Ben Erkan Güven kısa bir tur atalım dedik heykele doğru. Mahfelin orda üzerimeze saçları sıfır kesilmiş , ağzında maske (hani şu doktorların kullandığı) olan bir genç üzerimize doğru yürümeye başladı.- kim lan bu- derken -güven abi naber dedi.- biz mal mal bakarken -tanımadın mı umur dedi- bir an düşünürken kimdi bu çocuk diye umurbey mahallesindeki neşe dolu sarı saçlı çocuk geldi gözümün önüne.

güven:ne lan bu halin dedi.

umur: oooo haberin yok mu abi ben kanser oldum dedi gülerek.

afalladık.yine o yavşak sırıtma geldi yüzümüze.sonra toparladık. lösemi mi dedim ? evet abi dedi... nasıl gidiyor tedavi dedik.cevap veriyormuşum doktor öle diyor dedi.ama hala gülümsüyordu.belki yüzündeki maskeden göremiyorduk gülüşünü ama gözlerinden anlıyorduk..

Diren umur diye bildim vedalaşırken sadece DİREN!!!

Cesaretin bittiği yerde esaret başlar demiş bir Hint masalı.

Kanser denen lanet esir edemez bizim Cesur Yürek UMURumuzu.

Kardeşim Umur kanseri et dumur!

22 Ekim 2008 Çarşamba

Optik Baskan

Bu Çağın Rahatlığı “Optik Başkan”

“Optik” sözcüğünün içinde saklı bir dünyamız kaldı, rüyamız kaldı, hayallerimiz kaldı, biz kalakaldık. Oysa “Optik” sözcüğünün içini dolduran şeyi bir tas su gibi hararetten yanmış içimize kana kana dökmek hayalindeyken, boğazımıza düğümlenen bir “hüzün” – o- “Optik” sözcüğünün içine sıkıştı kaldı. Gidişin bünyede ateş oldu “Optik Başkan”

Ömrümüz hep sesli geçti “Optik Başkan” ama gidişine ses edemedik. Ne tribünde, ne parklarda, ne Dolmabahçe yollarında, ne sokakta nede deplasmanda. Ağzımızda bir avuç tuz varmışçasına sustuk. O çok sevdiğin kediler kadar sessiz.. Bu suskunluğa, bu sessizliğe “neden” ezberlenmiş -hazır cevaplar kaldı. Yüz yüze dönmeden-göz göze bakışamadan, yoldan kalkan toz bulutu gibi sesler kulağımıza değmiş ve gittikçe kararan bir gece olmuştur artık. Vefa yükümüz boşmuş meğer “Optik Başkan” Nasıl susuluru gösterdik. Oysa Semtte, Sette ve alayına gidilen tüm yerlerde hala soluğun duruyor “Optik Başkan” Oysa ekmeğini böldüğün ses hala sımsıcak, taptaze belleklerde duruyor “Optik Başkan”. Öyle az ses ettik ki, ses bile ses olmaktan utandı. “Eski bir yalan oluyor babil söylenceleri”

Sevgi, saygı, sadakat mektupları okunmaz oldu “Optik Başkan”
Geçmişimizi zaten yangından zor kurtarmışız. Çeyrek yüzyılın özetini yasak yayınlar gibi topraklara gömercesine gizler olduk “Optik Başkan”.
Biz vereceğimiz her şeyi verdik oysa. Cihana nam salmışken bir bir kaleler düşüyor “Optik Başkan”
Kalenin adı sevgi, kalenin adı saygı, kalenin adı sadakat, kalenin adı emeğe hürmet, kalenin adı medet “Optik Başkan”

“Ay, bir şey istesin bizden” dedik Koko’yu verdik. Yağmur’a sorduk “ne istersin?” dedik “Hacı Baba”yı verdik. Gökyüzüne sorduk, Ayhan’ı verdik. Yer yüzüne sorduk, Soner’i verdik.
Kalbe sorduk, Alper’i verdik. Kansere dedik ne iş, Davut’u verdik.Kanatıp kalbimizi gölgeye sorduk, karanfil yaşında Ferdi’yi verdik. Mey dedik gazabından korkmadık şaraba sorduk, Pembe’yi verdik. Ve aylarca şantiyede kalmış işçiler gibi bayram giysilerimizle hasretlimize koşarken biz seni verdik “Optik Başkan”

Adımızı istemesinler “Optik Başkan”

“herkes bir şey istesin bizden herkes bir şey koparsın iştahla ve kurt gibi bilsin nereden yara alacağımızı herkes seviştik dövüştük düştük az kaldık ama daha ölmedik, öldürene aşk olsun” L.Şahin

“Optik Başkan” çeyrek asırlık fotoğraf duruyor iç derinliklerimizde insani, sevecen, samimi, hüzünlü-sevinçli, siyah-beyaz. Boğulmaktan kurtarılmış bir ömür kadar gerçek. Kudurmuşluk varsa seste, mısralarda, sınırsız isteklerde aymazlık varsa yağmur gibi insin gözyaşlarımız, “Optik Başkan”

Uçurum
Gittin, rüzgar öksüz kaldı
uçurum yetim

Rüzgar da yok artık
uçurum da hayatımda

Rüzgardan öksüz bıraktın
uçurumdan yetim beni

Refik DURBAŞ

Derleyen : Alaattin Cam ...

17 Ekim 2008 Cuma

Ozledik ...

Nasıl bir sevgidirki bu ayrılığı ölümle tadan . Nasıl bir sevgidirki bu ağlamak nedir bilmeyen insanları , 40 yıllık ağlamacı gibi ağlatan . Nereden başladık , nasıl karıştık ? Nasıl olduda iki renge bu derece bağlandık . Baglanmaktan ziyade hayatımızın tam merkezine oturtup bütün hayatımız yaptık o "İki Rengi" ... Hayellerimizde , rüyalarımızda , kıyafetlerimizde hep ön planda tuttuk o "İki Rengi" ... Hangimizin hayellerinde yer almadıki o "İki Renk" için bütün cileleri göze alıp dünyanın bir diğer ucuna kadar gitmek ... Hayat kadar güzeldir Beşiktaş ve Beşiktaş kadar güzeldir hayat ... Beşiktaş`lı olmanın bizlere kazandırdığı bu duruş "Beşiktaş`lı Geleneği" ... Her birimizin emanetidir bu gelenek yaşatmakla mükellef olduğumuz . Kuşkusuzki tribünün insanlarının ağzı dili pankartlarıdır . Vakti zamanında "Eros Aşkı Bizden Öğrensin" demiştik . Gercektende gelsin , gelsinki görsün aşkın tabanında çile çekmek , cefa çekmek ama herbirine rağmen vazgeçememek , vazgeçmek söyle bir kanarda dursun her gecen gün daha çok sevmek , daha çok bağlanmak olduğunu . Aşkın mücadele ile kazanıldığını bizlere öğreten , tırnakları ile var gücü ile hayatı kazıya kazıya , aleme kafa tutarcasına dimdik , çektiği her çileye , cefaya rağmen vazgecmeden ; Beşiktaş`ı hayatın merkezine koyarak değil , Hayatı Beşiktaş ın merkezine koyarak sadece Beşiktaş`ı yaşayan/ yaşatan ,göklerden "Kartal Bakışları" ile bizleri süzerek izleyen "Kartal Yürekli " ler , her birinize selam olsun bu gece . Önünüzde esas duruşumuzu bozmamacasına saygı , özden öz gören sevgilerimizle anıyoruz yine sizleri bu gece. Sizlerin bize öğrettiklerinizden , mücadele ile kazanılan aşkımızdan bir adım saparsak verilecek büyük hesaplarımız var sizlere . Her nereden izliyorsanız veyahutta dinliyorsanız bu gece bizleri ; Buda size bizim sözümüz olsun ; BİZE ÖĞRETTİĞİNİZ KAVGA KAVGAMIZ BÜYÜYOR OMUZLARIMIZDA

Kazıdık Onların ismini Kanlı siyah bir mermer olan yüreğimize Çelik bir aynadır gözlerimiz Onların resmini görmek isteyenlere...

13 Ekim 2008 Pazartesi

İnsanlık hali : )

Lise 2 bitene kadar Bursa ovası nerde bilmiodum meğersem üstünde oturuyormuşuz..

P.s. Biraz Üstünde


Speyşıl Tenks tu:
-Bursa ovası nerde lan?
-Aha işte orası..
-Vay a.q.
-Bilmiomuydun?
-Ne blim ben böle yeşillik çimenlik windowsun wallpaperı gibi bişi hayal ediodum ova diince :)

Diyaloğunun geçtiği arkadaşım..

İçelim Güzelleştirelim..


Tasasıda Tasarımıda bana ait..

Bir Varmış Bir Yokolmaya yüz tutmuş...

Günlerden bir gün aşağı yukarı yine hergünkü gibi iken rutinimizin gerektirdiği şeyleri yerine getirmek için çaba harcarken ansızın bir durum oluştu ve sanki birileri bizi o rutinden kurtarmak için yardım eli uzattı.. Bir anda bize oturup düşünme fırsatı verdi silkinmemizi kendimizi toplayıp hayatın ve hayatı yapan insanların ne derece kralcı olduğunu düşünmemizi sağladı.. Bu güne kadar ben hep bardağın dolu tarafını gören boşunu düşünmek istemeyen rahmetli pollyannanın abisi gibiydim.. Şimdi bardağa baktığımda kendime üzülüyorum aslında bakmam gereken bölümün boş bölüm olduğunu anlıyorum.. Daha önceden bilmiyormuydum bunu evet biliyordum ama bilmek istemiyordum.. Ama artık hayvan terli diye düşünüyorum ve umarım o ter hiç kurumaz hayvanın üzerinde.. Artık kırmızı başlıklı kızı bekleyen onun için endişe eden yaşlı ve aciz insan değilim bundan sonra kurda bile gider vericem.. Geminin limana gelirken uğradığı fırtınalar umrumda olmucak ben sadece gelip gelmediğine bakıcam, hayatta bize bu şekilde davranmıyormu ki?
Anladı ki ben rutini bu şekilde kırabilirim ve bana bu gerçeği görmemi sağlayan insan(lar)a teşekkür ediyorum ama galiba bu son olacak çünkü onlara bi daha bu fırsatı vermicem..

Semtten bildiriyorum #2

hep semtteyiz başka nerden bildirecez zati :) bambide oturmaktayız daha önceki yazımda da belirttiğim sinan abinin mekan, bildiğiniz ameliyathane, her türlü bademcik ameliyatı yapılmakta. neyse tayfa sağlam muhabbete dalmışız. birden yukardaki ameliyathaneden bir kız panik halinde yanımıza geldi ve '' abim bastı.. yukarda sevgilim varda eğer aşağı inip beni sorarsa aşağı şu yöne gitti dermisiniz dedi'' biz dumuru atlatamadan '' ya inşallah görmemiştir biriniz çıkın erkek arkadaşıma söyleyin lütfen'' demez mi? yemin ediyorum 5 dk nufkum tutuldu sonrasını zaten gülmekten hatırlamıyorum :)

Satıldık Ey Halkım Unutma Bizi ...!

Acı tatlı iyi güzel ne varsa yaşamışsındır , sıkıntıları dertleri vede güzel günleri birlikte kucaklamışsındır , sımsıkı bağlısındır arkadaştan öte bir kardeş edasında seversin her birini . Keza nerede ise birlikte büyümüşsündür onlarla , onlar senin için vazgeçilmezler arasında ilk sıraları almıştır. İnanma arkadaş inanma, sahte yüzlere, yalan gülüşlere inanma . İnanırsan sende benim gibi belediyenin bankında o çok sevmiş olduğun Kardeşten öte gördüğün insanlar tarafından satılmanın sıkıntısını acısını yaşarsın . Aslında gidip suratlarına 2 çift laf söylemen gerekirken sessiz kalmaya zorlarsın kendini ama öyle bir zorlarsınki benim gibi başına ağrılar girer , kafana takılmıştır bir kere çıkaramazsın ...

İyisimi sen sen ol , seninle mutlu olabilenlerle mutlu ol ...

ÇARŞI (Erkan)

7 Ekim 2008 Salı

Semtten bildiriyorum.

Semtteyiz her zamanki gibi ve Sinan abinin cafede oturuyoruz, konu evlilik muhabbetine geldi.bi abimizin kız konusunda fazla eleyip sık dokuduğunu duyunca sinan abi sitem etti ve muazzam bir benzetmeye imza attı.''bu işler karpuz almaya benzer.iyi diye alırsın kelek çıkar, kötü sanırsın şeker çıkar''.ordan başka bir vatandaş: ''iyi de abi ben harbiden iyi bir şey istiyorum'' der. sinan abide yapıştırır.''o zaman kesmece bakacan birader.''

6 Ekim 2008 Pazartesi

Devaaaaaam!

''Hayat devam ediyor'' ! OOoooooLey

Bir gülücükte sana Ertuğrul Hoca :)

3 Ekim 2008 Cuma

Gönül Kırıkları

#·$46·#·$4¤ۣۜ..¤ ·#·$1вuяακнαи ·#·$4¤ۣۜ..¤:
bu günü baştan alsak oluyomu abi
HASTÜRK:
hayat sana tek şans verir
HASTÜRK:
iyi değerlendirmen gerek
·#·$46·#·$4¤ۣۜ..¤ ·#·$1вuяακнαи ·#·$4¤ۣۜ..¤:
hayatın aq

Lanetli 8


İnönüdeki liverpool maçı öncesi

Kader ağlarını çoktan örmüş meğer

Üzerimize yapışan bu lanet

Nereye gitsek peşimizden geliyor!

30 Eylül 2008 Salı

Yorumsuz

''Sevilmek'' için sevmedik

aşk üzerine kısa bir film'den :

- bana aşıksın demek?
- evet.
- peki ne istiyorsun?
- hiçbir şey.
- beni öpmek mi istiyorsun?
- hayır.
- benimle yatmak mı istiyorsun?
- hayır.
- peki ne istiyorsun onu söyle?
- hiçbir şey.
- hiç mi?
- hiç.

Geçmişten Gelenler #3

*ömrümü yedin lan panikatak.

*gecenin ilerleyen saatlerinden nefret ediyorum anasını satayım.ne kadar sıkıntı varsa bu saatlerde hortluyor.sıkıntı dediğimde başka insanlara çerezdir ha. çok şükür halimize ama gelde bunu bünyeye anlat.

*bünye bünye değil dert üretme fabrikası.her dertin ikamesi de mevcut. optimum kapistede çalışıyor maşallah..

*bayılıyorum gamsız insanlara.ama işte bizim mekanımız; kederhane ve gamsız girilmiyor ne yazık ki.

*Yok zerre tesellî, ne gülüşten, ne bakıştan,
Bir tatlı huzûr almaya geldik Kalamış’ tan...

kısaca nihavend makamında bir hayat benimkisi.

Geçmişten Gelenler #2

ulan arkadaşla sinemaya gidelim dedik gitmez olaydık.hayatım boyunca sinamada bu kadar sinirlendiğimi bilmiyorum.arkamızda bir çift yanımızda bir çift önümüzde bir çift.filmde çift gelinecek tarz bir film değil.neyse arkadakilerle fragmanlarla konuşmaya başladılar.bende hayatta haz etmem film başlarken konuşmayı ktrik yapmayı hatta bir şeyler yemeği... neyse 5 10 dk oldu film başlayalı arkamızdaki çift muhabbeti koyulaştırdı pek bir samimi olmaya başladı muhabbet.hayır koltuklarda dip dibe salonda bayada ses var.ama arkada ne konuşuluyorsa direkt kulağımda.ufluyorrum pufluyorum.şekilden şekile giriyorum anlamıyorlar.ulan tam arkamı döndüm uyaracam sevişiyorlar!!!!!!neyse diyorum filme adepte olmaya başlıyorum yine konuşmaya başlıyorlar.''yapma dedim sana'' orası olmaz'' çıldırma noktasındayım.bir ara küsüyorlar sonra yine başlıyorlar tam uyarmaya niyetleniyorum yine dönüyorum. bademcik ameliyyatı.eleman dokundukça kız tekmeyi atıyor benim koltuğa.bu sefer yandakiler başlıyor..onlar daha anlayışılı!!! örtmüşler montu üstlerine fıkırdıyorlar ama çok ses gelmiyor!!!neyse ara oluyor bir hışımla arkamı dönüyorum.oralı değiller!!!!!!sabır çeke çeke yakıyorum sigaramı...belki susarlar diye umut ediyorum.giriyoruz salona.dk 1 gol bir.bende bozuyorum kendimi başlıyorum sövmeye anadan giriyorum sülalesinden çıkıyorum.iğneliyorum el kol sallıyorum.sövüyorumda sövüyorum.ben sövdükçe arkadakiler tahrik oluyorlar herhalde!!!! koltuğuma atılan tekmelerin ve ameliyatın şiddeti artıyor daha çok sövüyorum anasını satayım.film bitiyor arkadaş kolumdan çeke çeke dışarı çıkartıyor yol boyunca hem sövüyorum hem kendimi yiyorum.neden ben o lavuğa bir çakmadım.kıza orda bir tokat yapıştırmadım.hala sövmekteyim!!!! bir film bu kadar hiç edilir.be lavuk madem bir şey yapacaksın kirala bir otel odası ne yapacaksan orda yap!!!

Geçmişten Gelenler #1

şu interneti bırakacam vol:232424523452345234

ekranın karşısına geçip boşboş bakmaktan bıktım. birşey yapsam gam yemicem.sanırım klavyede en çok kullandığım tuş şu aralar F5.envai çeşit foruma takılıp yeni bir şeyler yazılmış mı diye paso F5 basıyorum.hayır dışarı çıkıyorum çay sigara yapıyorum 10 15 dk sonra yine sıkılıyorum.sinemaya felan gideyim diyorum tam yolun yarısında dönüyorum.Allah kimseyi boşlukta bırakmasın ne yapmaya çalışıyorum bilmiyorum.

eskiden böyle değildi.arkadaşlarla hep birlikte makara yapardık köşede.hiç birşey yapmasak bile saatlerce köşe dikilirdik ayakta. vallahi şu halimden daha keyifliydi. şimdi öle mi hepsi iş güç sahibi oldu.yüzlerini gören cennetlik tek pazarlarını da evde geçiriyorlar darlanıyorum.

okul bitsin askerliği çıkarayım aradan demekten ağzımda tüy bitti. herkese hep aynı cümleyi kullanıyorum.millete kıl olmuştur artık.hayır askerlik bitince her şey bitecek mi? ulan ondan sonrası daha karanlık.önünü görememek ayrı bir darlandırıyor adamı.

bunlar yetmezmiş gibi birde panikatakla cebelleşiyorum.ulan insanın her anı huzursuz tedirgin olur mu.birden her şey boka saracak hissi kalp atışların hızlanması nefes ritminin bozulması.mideye krampların girmesi.

o da değil şöyle geriye dönüp baktığımda ulan insanın son 12 13 senesinin her günü aynı mı olur? bana şuan son 12 seneyi anlat deseler 15 20 dk sürmez herhalde. yazık değil mi o 12 seneye.ulan şunun şurasında kaç sene daha yaşarız ki neden bu kadar sıradan yaşıyorum ki.dolu dolu yaşa işte hayatı.

yok arkadaş böle olmaz. bir doktora anlatmam lazım bunları versin bir anti depresan takmayalım bunları kafaya ot gibi yaşayalım sorgulamayalım hayatı.zira isyankar olma yolunda hızlı adımlarla ilerliyorum.hayata bağlan tek şey olan inancımızı da kaybedersek eğer:

Ah bu hayat çekilmez.

Biz Büyüdük Ve Kirlendi Dünya

Mübarek Ramazan Bayramı Arefesinde söyle bir irdeliyelim istedim geçmişi . Geçmişten bugüne gelene kadar değişen birçok değerimizi ...

Mesela biz küçükken diye başlıyalım , biz küçükken ne vardıki bugün olmuyan ; Bizler bugünlerde bir farklı şaşkın bakışlarla izliyoruz hayata dair olan bitenleri ...

Mubarek Ramazan ayı daha bir anlamlı ve daha bir yaşanası idi mesela . Camilerde Hoşgeldin Ya Şehr-i Ramazan ın en ışıklı ve aydınlık yazısı , teravilerde dolup taşan camiler , sokaklarda meydanlarda Ramazan a özel eğlenceler Hacıvat ve Karagözler ... ,insanların Ramazan ayını daha bir sahiplenmesi ve hemen hemen herkesin orucunu eksiksiz tutması akabinde tutamıyanlarında tutanlara olan saygısı ; Mesela eski Ramazan`larda sokaklarda, caddelerde sigara içen birşeyler yiyip birşeyler içen insanları görmek nerede ise imkansızdı . Şimdilerde bu durum hiçte bu şekilde değil malesef , Ramazan şimdilerde eskilere nazaran çok daha anlamsız ve çok daha az kitleler tarafından tam anlamı ile amacı yerine getirerek yaşanıyor .

Ya bayramlarımız , dini bayramlarımız ;

Hangimiz bayramlardan eski tadı alabiliyoruzki bugün ? Hangimiz bayramı daha gelmeden 1 hafta oncesinden soluyup heyecanına kapılabiliyoruz şimdilerde . Çok iyi hatırlarım Bayram hazırlıkları 1-2 Hafta oncesinden başlardı Ülkemiz genelinde . Tv lerde bu yonde programlar çıkardı izlemeye doyamadığımız . İnsanlar Çarşılara pazarlara akın ederdi alışveriş yapabilmek , Bayram a en temiz ve yepis yeni kıyafetleri ile girebilmek için . Çocuklar daha bir şen olurdu bayramlarda . Büyüklerin eli öpülür eli öpülen büyükler tarafından küçükler maddi açıdan sevindirilirdi . Açıkcası biz o zamanın küçük nesilleri olarakta dört gözle beklerdik Bayram`larımızın gelmesini . Yepisyeni kıyafetlerimiz olurdu üzerimizde büyüklerimizin elini öper harclıklarımızı alırdık ve gece evimize döndüğümüzde "hasılat ne kadar acaba" merakı içerisinde paramızı sayardık .

Birde Kandil`lerimiz vardı , telefon trafiklerini kilitleyen . Bayramlarda küçükleri sevindirmek ne kadar sevapsa kandillerde büyükleri düşünmekte o kadar sevaptı. Yakınımızdaki büyüklerimizi ziyaret ederdik uzağımızdakileride telefonla arayıp kandilleşirdik .

Ve biz büyüdük bizimle birlikte değişti dünyamız . Biz büyüdükçe küçüldü köhneleşti dünyamız . Artık eskisi kadar sahip çıkamıyoruz Mübarek Ramazan ayına ve eskisi kadar şevkle neşe ve heyecan ile karşılamıyoruz dini bayramlarımızı . Eskisi kadar saygılıda değiliz eskisi kadar imkanlarımız kısıtlıda değil .

Şimdilerde teknoloji dünyasının harikaları ile zaman gecirerek büyüyen çocuklarımızın aksine o zamanlar çoğu evde televizyonu bile olmuyan dünyanın çocuklarıydık biz . Evimizde yada internet cafelerde bilgisayar oyunları oynuyarak değil sokak aralarında mahalle koselerinde cilli oynuyarak , sporcu kartı oynayıp çamurun üzerinde kames topa vurarak büyüyen nesilin çocuklarıydık biz . Fakat mutluyduk be hafız bugünkünden çok daha mutlu ve çok daha huzurlu idik . Ne olurdu sanki biz hiç büyümeseydik ve hiç bozulmasaydı dünyamız ...

Evet Biz Büyüdük Ve Kirlendi Dünya ...

Değerlerimize daha sıkı sarılabiliceğimiz , daha çok sahiplenme duygusuna sahip olabiliceğimiz nice bayramlara inşALLAH ...

Her ne kadar anlamsız gelsede bazılarına , o bazılarına inat HAYIRLI BAYRAM`LAR çocuklar ...

ÇARŞI (Erkan)

Eski Dostlar

Banu Yelkovan'ın Alpasman Dikmen anısına yazdığı yazıyı okurken düştün aklıma Alpaslan. Şöyle demiş Banu Yelkovan yazısının son kısmında:

''Bizim arkadaşlarımız daha hiç ölmemişti Alpaslan... Annemlerin uzaktaaaan ahbaplarının başına gelen bir şeydi ölüm... “Kaç yaşındaydı?” diye sorunca “83” cevabıyla gizlice iç rahatlatan bir şeydi... Ama meğer ölüm varmış, korku varmış, bu dünyanın sonu varmış... Sayende onu da öğrendik Alpaslan...''

Aynen böyle olmuştu bizimkisi de. İlk ölen arkadaşımızdın.Hakkat arkadaş ölürmüydü hiç ? o yıllarda tellafuz bile edilmezdi ölüm kelimesi. ciddiyetsiz dünyamıza ciddi bir kavram olan ölümün girmesine izin vermezdik.

Ölüm haberini alışımız bile gayet ciddiyetsizdi.Arkadaşımızın düğünüydü.eski günleri yadediyorduk.Bir Alpaslan vardı ne oldu o derken? Eyüp: ''ölmüş aga'' dedi. yavşak bir gülümsemeyle.herkesin yüzüne sıçradı o yavşaklık.sessizleşti ortalık -hadi lan - şaka değil mi? şaka felan değildi .ihtihar etmiş bizim Alpaslan... Alpaslan ki tam bir yağız anadolu çocuğu zayıf ama uzun boylu , esmer kısa kesilmiş saçları leş gibi kokan maltepe sigarası. iki kişi kaldırımadığımızı tek eliyle kaldırırdı.haksızlığa hiç tahamülü yoktu.haksızlık karşısında kralına dikilirdi, arkadaşlarını korurdu.hatta bu yolda kendisinin 2 katı ve yaşça 10 yaş büyüğü Ayı Orhana ''in lan aşşağa'' diyebilecek kadar gözü karaydı.

Velhasılı böylesine bir babağite ölümü zaten yakıştıramazken intihar da ne olaydı ki? sonradan öğrendik ki hayat çok yüklenmiş, haksızlık yapmış Alpaslana. dayanamamış bu haksızlığa kıymış canına.

seni de bu vesileyle analım Aplaslan kardeşim .Allah rahmet eylesin.

Hayata rağmen, Hayata İnat gülüyoruz yavşak yavşak.

Sende güleydin be Alpaslan sende güleydin.

29 Eylül 2008 Pazartesi

Rezalet Şık Şık Şık

Tamer@Alemin Kökünden Göz Gözün ....:
bugün paşalılar 3 4 ksk liyi indirmiş
HASTÜRK:
nerde duydun
Tamer@Alemin Kökünden Göz Gözün ....:
abiler gitmişte
Tamer@Alemin Kökünden Göz Gözün ....:
bilmiomda maçlara allahtan ömer hayyam gelmio
Tamer@Alemin Kökünden Göz Gözün ....:
gelse bunkar kuzey ıraga bile girer
HASTÜRK:
kim lan bu ömer hayyam
HASTÜRK:
resmi felan varmı
Tamer@Alemin Kökünden Göz Gözün ....:
allah düşmanıma ömer hayyam gibi düşman vermesin
Tamer@Alemin Kökünden Göz Gözün ....:
mahale hafız paşanın bi mahalesi

Elveda Ey Şehr-i Ramazan

Geldin , gidiyorsun ve ben ne olduğunu anlamış bile değilim. Zira uyumakla meşguldum. Çoğu işsiz, güçsüz vatandaş gibi ben de orucu uykuya tutturdum.Bu da kendimce itirafımdır... Kayıtlara geçsin.

11 ayın sultanısın, başımızın tacısın. Özletme; çabuk gel.

28 Eylül 2008 Pazar

Ruhun Şad Olsun Reis

Hepmi iyiler hepmi bu kadar çok sevilenler yeter artık diyesi geliyor insanın , geliyor gelmesinede isyana ön ayak olmak istemiyoruz . Bir yıldızın daha kayısını caresizce ve yaşlı gözlerle izliyoruz malesef ...

Büyük bir kayıp malesef ... Sadece Galatasaray camiası adına değil Türk Tribünleri adına büyük bir kayıp ve bizler yine çaresiziz yine ellerimiz kollarımız bağlanmış çok şey yapmak istiyoruz can olmak hayat olmak istiyoruz belki ama gelmiyor elimizden arkasından el sallamaktan ve dualarımızda anmaktan baska hiçbirşey ... Aslında bir insanın en savunmasız ve en acımasız olduğu zamanlarda bu zamanlar değilmidir ... Caresizce kapana kısılmak , çok şey yapmak istemek ama hiçbirşey yapamamak ...

Alpaslan Dikmen ; Aslında kendisi ile pek fazla hoşbeşimiz olmamıştı . Çok çok yakinen tanıdığımda söylenemez fakat büyük bir saygım vardır kendisine . Erken gelen her ölüm gibi Alpaslan Reis in ölümüde yakmıştır canımızı . Keza Optik Başkan`ımızı uğurlarken son yolculuğuna , bizlere omuz verişine şahid olduk Alparslan reisin . Teselli cabasını gördük kendisini bile teselli edemiyorken . Seslenişini duyduk Optik Mehmed`imize ... Ve Alpaslan Dikmen ismi denince Optik in kardesleri olarak hep bir görüntü belirdi gözlerimizde ; Yere çökmüş sağ elinin işaret ve baş parmakları ile göz kapaklarına baskı uygulayan babayiğit bir adam ... Seni işte tam bu vefalı , acılı görüntün ile bir ömür anımsıyacağız Reis ...

Acınız acımızdır demiyorum Galatasaray tribünlerine . Çunki bu bizimde acımızdır . Optik Baskan ımızın gönül dostlarından birisini daha son yolculuğuna uğurlayacak olmanın acısı ... Yinede bir tesellim var ; Optik Baskan ve Alpaslan Reis şimdi birlikte izliyorlar bizi gök yüzünden . Birisi Aslan gibi kükrüyor diğeri kanatlarını açmış kardeslerini sarıp sarmalıyor ve korumasına alıyor . Her ikinizede selam olsun ... Saygılar sevgiler dize dize gelsin bu alemden size . Hiçbir zaman unutuılmadınız ve hiçbir zaman unutulmuyacaksınız ...

Galatasaray camiası başta olmak üzere Türk Tribün Kültürünün içerisinde kendine bir yer edinmiş her yarenin her birimizin başı bir kez daha sağ olsun .

Mekanlarınız Cennet olsun , Ruhlarınız Sad olsun ... Topraklarınız bol olsun ve Yüce Yaradan ALLAHÜ TEALA sizden razı olsun ...

derleyen: ÇARŞI (Erkan)
iletişim: erkanyildiz@forzabesiktas.com

27 Eylül 2008 Cumartesi

Alpaslan Dikmen 1965 - .....




iyiler hiç uzun kalmadı bu diyarlarda...

Merhuma Allahtan rahmet, ailesine ve kardeşlerine sabır diliyorum.

26 Eylül 2008 Cuma

Kadir Gecesi


Kur'an'ın indirildiği; bin aydan daha hayırlı olan kadir geceniz mubarek olsun.Dua ile efenim.

Kazım abiye ...

Hayat bize ne zaman terso yapsa, durup düşüneceğiz. Ölüme bile gider yapan bir KAZIM abi vardı diyeceğiz.

Güle güle ...

Geç gelen cevap.



Çarşı, Vadi'ye yenildi!
‘İyi, güzel, doğru’: Çarşı!

Bir kayıp haberi aldık. Canımız sıkkın. Beşiktaş Çarşı’nın emektarı Alen’in ağzından duyduk bunu:
“Çarşı artık yok!”
Alen’e soruyor şimdi herkes: Neden?
Ben de dün Beşiktaş taraftarı hatırlı dostlar sağ olsun- Çarşı’nın liderlerinden Cem Yakışkan’a telefon ettim. O da sağ olsun, güvendi, anlattı. Bugün köşeyi, böyle bir kaybın ardından, bu kayba en derinden üzülenlerden birinin, Cem Yakışkan’ın söylediklerine bırakıyorum:
- Neden oldu, niçin oldu, polisiye roman ayrıntılarını sormayacağım. Nasılsınız?
- Üzgünüz tabii. 25-30 yıl emek vermişsin, bir anda bitiriyorsun. Bir anda bitirdik işte. Şimdi Birand, Barlas canlı yayına çağırıyor. Ama artık konuşmayacağız. Zaten yeterince malzeme olduk. Artık biraz susalım. Vaktiyle kendimizi yeterince ifade etmemize izin vermeyenler bugün arayıp haber yapmak istiyorlar. Köprüye çıkıp kendimizi atamayacağımıza göre böyle bir çözüm bulduk. Yani bir tür hepimiz birbirimizi çuvala koyduk attık gibi. Çarşı’nın çocukları öksüz mü kalır, Hasankeyf keyfine mi bakar, bilmiyorum artık.

Çarşı çan çalar
- Peki nasıl oldu bu iş?
- Kale, tabii biliyorsunuz, dışarıdan yıkılmaz. Biz de içeriden yıkıldık. Şimdi çocuklar geliyorlar. Çok çirkin şeyler bunlar. Televizyonlardan duyuyorlar tabii. ‘Abi, burada rant varmış’, yok efendim ‘Abi, tribünde çan çalınıyormuş’ diyenler.
- Ne çanı?
- Çarşı çan çalar. Ama bunu Alen’in Ermeniliğine bağlayanlar oldu. Alen şimdi mi Ermeni oldu? Alen, kırk yıldır Ermeni. Ama bunu bile problem edenler oldu. 15 yaşında çocuklar Çarşı poları giymeye başladı. Ama ne giydiğini bilmiyor mesela.
- Lümpenleşme mi bozdu Çarşı’yı yani?
- O poları giyen çocuklara soruyorsun Çarşı’nın A’sı ne diye? Anlatıyorsun işte, ‘Bu anarşizm demek’. Diyor ki ‘O ne?’ Anlatıyorsun işte, sol mol, bilmiyor. Çocuk dediğim de, yanlış anlaşılmasın, 30 yaşında adamlar da var. Tamam, Çarşı’da siyaset amaç değildi ama bizim sosyal bir tarafımız da vardı. Böyle yeni bir gençlik de var biliyorsun, ‘Kurtlar Vadisi’ filan... Neyse ben söylemeyeyim gerisini artık.

‘Çarşı’ başka bir şey
- Şimdi başka bir hayat kuracaksınız herhalde Çarşı’dan sonra.
- Benim kurşun yaram var, bıçak yaram var. Ama bizi kalemleriyle vurdular. ‘Satılmış Çarşı’ diye yazdılar. O tribün benim başıma yıkıldı. Bağırıyoruz muhalif oluyoruz; bağırmıyoruz iktidarın adamı oluyoruz. Halbuki başka bir şey Çarşı. Mesela gecenin ikisinde polis arar beni. Beşiktaşlı çocuklar Barbaros’ta olay çıkardı diye. Çoluğumuzu çocuğumuzu bırakıp gideriz. Böyle bir sorumluluğumuz var çünkü. Ayhan’ın kapısı çalınır, çocuğun biri parasız kalmış, diyelim ki Ankara’ya dönemiyor. Sabaha karşı onu yolcu eder. Böyle bir şeydi ama son olanlarla başa çıkamadık. Böyle oldu.
- Üzüldük biz de. Ama belki ‘Yeni Çarşı’ ya da başka bir isimle, acaba yeniden?..
- Yok olmaz öyle de... Neyse... Bakalım... Su akar yolunu bulur diyelim şimdilik.
Cem Yakışkan’la konuşmamız böyle işte. Kurtlar Vadisi, çan meselesi, vurdulu kırdılı yeniyetmeler...
Türkiye’de canımızı ne sıkıyorsa bugün Çarşı’yı da onlar bitirdi demek ki. Şerif Mardin ‘iyi, güzel, doğru’ üzerine konuşmuştu geçtiğimiz günlerde. Sanırım bir kez daha ‘iyi, güzel, doğru’ kaybetti böylece. Çarşı, giderek derinleşen Kurtlar Vadisi’ne yenildi.
Çarşı’nın güzel abileri kafa tokuşturan yeniyetme mafya özentisi çocuklara kaybetti bu oyunu. Yazık. Ne diyeyim? Geriye güzel hatıralar kalsın. Biz Çarşı’nın en çok A’sını sevmiştik! Çarşı’dan bize o güzel A’nın güzel hatıraları kalsın. Sevenlerinin başı sağ olsun!

Ece Temelkuran
* * * * * * * * * *
Ece Temelkuran'ın da tüm derdi ''A''narşist kemik tayfadan oluşan çarşının geri çekilmesiymiş.

zaten o tribunde sağcı hiç kimse yoktu, pür anarşistti.iyi olan hiç bir eylemin içinde olmadığı gibi kötü olan herşeyide : ''kafa toşuşturan'' mafya özentisi yeni yetmeler yaptı.

''Halkın takımı'' derken biz ''sınıf'' gözetilmiyor sanıyorduk. meğersem Ece Temelkuranın ''Halk'' tanımıda tek ''taraflı''ymış.
* * * * * * * * * *

Balta Vs Sap

şu mına çaktığım baltasına bir sap olalım artık.zira evdeki dırdır fazlasıyla kafa ütülemekte.evde ne zaman bir tartışma olsa ve ben sağlı sollu ataklarla gole gitmeye hazırlansam valide maça yıldız oyuncu olan ''balta''yı sokuyor.ani bir kontrayla topu kendi ağlarımda görüyorum.acilen şu ''balta''yı kendime transfer etmem lazım...

gönül işlerimde de ''balta'' sorunu çektim. senelerdir ''sap''ım, kendime uygun bir ''balta'' bulamadım.desemde inandıramadım kimseyi...nedir bu sapların baltalardan çektiği.altı üstü odun daha ne ararsın ki bir sapta...altın kakmalı işlemeli olunca ne olacak...sonuçta malzeme aynı abi...

eşek hoşaftan ne anlar diye bir laf ... nasıl bir lafsa... insanların farklı farklı özelikleri olduğunu düşünürsen ve her insan özelliklerine göre bir tatlı olsa sanada bu durumda hoşaf düşerse sen eşeğe mana bulma çapını bil .

saçmaladım içim rahatladı. insan boşta kalınca neler düşünüyor bir bilseniz şaşarsınız.

'' Düşünüyorum öylese varım'' diye de bir söz var şimdi bunu da yorumlarsam blogun adabını bozarım.kısaca düşünmeyin düşünende ölüyo düşünmeyende. dertsiz başınıza dert almayın.